Bir Görsel Efekt Ustası: Muzaffer Korkut

Bu yazı toplam 882, bugün ise 9 kez okundu.

Lucas Film Stüdyoları’ndan Türkiye’ ye, Amerika’ da büyük film stüdyolarında başarılı çalışmalara imza atan önemli bir ismi konuk ediyoruz.

Kimdir Muzaffer Korkut? Nere­de doğmuştur, neler yapmıştır, bu­günlere nasıl gelmiştir, ordan baş­layalım isterseniz…

1972, İstanbul doğumluyum. Eski­den beri bir ilgim vardı, bununla ilgi­li ilk çalışmaları lisede sıraların üzeri­ne film afişi yaparak dikkatleri çekmiş­tim. Sinema filmlerin mevcut afişleri­ni ders sırasına yapardım. Ancak sine­maya karşı bilinçsiz bir ilgiydi bu. As­lında ilgimi çeken sportif aktivitelerdi. Liseyi bitirince de bir mühendislik bö­lümü okuyup paçayı kurtarmayı dü­şünüyordum. Ama yeteneğim o ka­dar da iyi değildi bu tür bölümler için.

1991 gibi Güzel Sanatlar bölümü­ne gitmeye karar verdiğimde şok edi­ci bazı gelişmeler yaşadım. Okula öğ­renci alımında rüşvet olayları döndü­ğüne şahit olduğumda çok ciddi an­lamda hayal kırıklığına uğradım.

Bir dakika, güzel sanatlar bölü­münde rüşvet olaylarıyla mı karşı­laştınız?

Evet, evet, gerçekten. Düşünsenize, çok çok yetenekli kişiler sırada bekler­ken hediye götüren, ahbaplık, tanışık­lık sebebiyle yakınlık kurmuş olanlar rahat bir şekilde gözlerimin önünde kayıt yaptırdılar. Çünkü karar verme mekanizmaları tamamen sınavda de­ğerlendirmeyi yapan hocaların tasar­rufundaydı. Bu tür olaylara şahit olun­ca güzel sanatlar okuma konusunda şevkim kırıldı. Vazgeçtim ve hayatımı artık kendi akışına bıraktım. Grafik tasarıma olan ilgimi devam ettirirken bir arkadaşım vasıtasıyla bir firmada grafiker olarak çalışmaya başladım. Üç yıl kadar grafıker olarak farklı reklam ajansı ve matbaalarda broşür, katalog, kurumsal kimlik, ilan, afiş ve benzeri işler yaptım.

O zaman 3D ile ilgili bir merakı­nız yoktu ama

Hayır, asıl 3D’ye merakım askerde iken başladı. Vakit ve imkanlar da sağ­lanınca Lightwave 4 programı ile ça­lışmaya başladım. O zamanlar render motoru en kuvvetli programlardan biriydi. Modelleme teknikleri de bir hayli iyiydi. Askerlik sonrası, 1998 yıllarına te­kabül ediyordu sanırım, bir reklam ajansında grafik tasarımcı olarak çalış­maya başladım yine. Grafik tasarım ile uğraşırken 3D’ye merakım da hala de­vam ediyordu. Bu arada kendimi tanı­ma ve arama uğraşım da aynı şekilde sürüyordu. Çalıştığım reklam ajansında yaşadı­ğım bir hadise beni grafik tasarımdan tamamen koparttı. İSKİ için faaliyet raporları içeren bir broşür hazırlıyor­dum. Çalışmayı kısa sürede yetiştir­mem gerekiyordu ve geceli gündüz­lü üzerinde uğraşıyordum. Çok büyük boyutlu bir çalışmaydı, yer açmak için bilgisayardaki lüzumsuz dosyaları sil­mem gerekebiliyordu zaman zaman. Çalışmanın bitmek üzere olduğu bir akşam hard diskte yer açmaya çaba­larken yanlışlıkla bu çalışma dosyasını silmişim. Bir anda tüm uğraşlar, gece­li gündüzlü yorulmalar hop uçuverdi. Söz konusu proje İSKİ’ye ait bir proje ve firma için de hayatî önem taşıyor­du haliyle.

Harddisk kurtarma programları ve firmaları yok muydu?

Hayır canım, nerde o zaman şim­diki gibi imkanlar? O günkü şartlarda harddiski kurtarma şansımız olmadı. Yurtdışında görüştüğümüz birkaç fir­ma çok fahiş ücretler talep ediyordu, ayrıca garanti vermiyordu kurtarılabi­leceğine dair.  Bizimse sıkıntımız zaman nokta­sındaydı. Yapacak bir şey kalmayın­ca tüm ekip toplandık, bereket ki çık­tı olarak aldığımız ozalit baskının film­leri vardı. Değiştirilmesi gereken say­faların yeniden yapılması için ajans­ta çalışan arkadaşlarla iş bölümü yap­tık. Üç gün uykusuz bir şekilde geceli gündüzlü çalışarak projeyi sonuçlan­dırdık.  Bu iş sonrası grafikerlik mesleğini bırakmaya karar verdim. Bu şekilde iş yapamayacağımı düşünüyordum. Gi­dip o zamanın şartlarına göre iyi özel­liklerde bir bilgisayar aldım ve 3D’ye başladım. Yıl 1999 sıralarıydı ve inter­nete dial-up ile bağlanılıyordu. Yapa­bildiğim kadarıyla araştırmaya başla­dım. Yabancı kaynaklardan yararlana­rak kendimi geliştirdim.

İlk ciddi 3D çalışmalarınız hangi­leriydi?

Bu dönemdeki ilk ciddi 3D çalış­malarımdan biri Sigarayla Savaşan­lar Derneği için yapmış olduğum ka­rakter animasyonu oldu. Mezar ka­zan sigaraları anlatan bu animasyon TV’lerde sık sık yayınlanmaya başla­dı. Yıllarca da yayınlandı. Benim için önemli bir başlangıç oldu bu animas­yon. Ayrıca çok önemli bir teşvik ma­hiyetindeydi. Arada belirtsem iyi ola­cak, bu animasyon çalışmasında para kesinlikle mevzubahis olmadı. Daha sonra Otomobilciler Derneği için 3D bir çalışma hazırladım. Kızının doğum gününe yetişmeye çalışan bir babanın yolda karşılaştığı Rock’çı bir motosikletliyle yarışa girmesi ve kaza geçirmesi ile ilgili bir animasyondu. Modelleme ve kurgusu için 3 ay kadar uğraşmıştım. O günkü programların imkanlarıyla bugün bile nasıl yaptığı­ma şaşırdığım bir çalışmadır.

Türkiye’den sizi Amerika’lara ka­dar koparan neydi peki?

Bebek’te yeni açılacak bır diskonun 3 boyutlu mimari görselleştirilmesi istendi. Üzerinde ciddi emekler sarf ederek hazırladığım bu çalışmadan paramı almakta o kadar zorlandım ki, parayı tahsil etmek için normalin dı­şında yöntemlere başvurmak zorun­da kaldım.  Bu olay benim için bir başka dö­nüm noktası oldu. Türkiye’deki şart­lar ve insanların bakış açısı çok et­kiledi. Bu mesleği yapacaksam ar­tık Türkiye’de olmayacağını anlayın­ca Amerika’ya gitmeye karar verdim. Yıl 2000’di sanırım, eğitim amaçlı vize alarak yola düştüm. Amacım hem dili­mi geliştirmek ve aynı zamanda da işi­mi yapmaktı.

Gidince hemen iş bulabildiniz mi peki? Sonuçta ilk kez gidiyorsunuz?

Gittikten 3 ay sonra bir TV firmasın­da Motion Grafik Sanatçısı olarak ça­lışmaya başladım. Jenerikler, hareket­li yazılar gibi işler yapıyordum. Model­leme için Lightwave kullanıyor, Digi­tal Fusion programıyla da composi­ting yapıyordum. Yaklaşık 1.5 yıl ka­dar burada çalıştım. Bu sırada Naked Project’in yönet­menlerinden olan Pier Luca De Car­lo (pierlucadecarlo.com) ile tanıştım ve ona özel projeler hazırlamaya baş­ladım. Pier Luca Türkiye’de de Pante­ne, L’oreal gibi büyük firmalara reklam çeken bir yönetmendi aynı zaman­da. Bir yandan ona iş yaparken, diğer yandan da Santa Monica College Film Studie’de eğitim almayı sürdürüyor­dum. 2003’te Türkiye’ye geldim. Ar­tık kendi ülkemde devam etmek is­tiyordum. Ne yazık ki, 3D sektörün­de bir gelişme olmadığı için tek­rar düşünmeye karar verdim. Bu es­nada, Kanada’da daha önce başvuru yaptığım Vancouver Film School (vfs. com)’dan başvurumun kabul edildiği­ne ve kısmı bir bursla okuyabileceğime dair bir yazı gelince oraya gittim. Okul esnasında çok başarılı proje­ler hazırladık. Okul bittiğinde hazır­ladığımız bu projeler, dönem bitirme projem ve diğer çalışmalarımla stüd­yolara başvuru yaptım. Demolar gön­derdim. Çok geçmeden, AnthemFX firmasından iş teklifi aldım. 1,5 yıl çe­şitli projelerde Generalist olarak çalış­tım. Daha sonra Montreal’da Meteor Stüdyoları’ndan “Journey to The Cen­ter of The Earth” (Dünyanın Merkezine Yolculuk) filminde FX Animation Ar­tist olarak çalışmak üzere teklif alınca oraya geçtim. Yaklaşık 10 ay kadar bu­rada çalıştım.  Proje bitince yine Mont Real’de bu­lunan bir başka stüdyoda FX Artist olarak çalışmalarımı sürdürdüm. 2007’de Türkiye’ye geldim ve bir ay kadar bir süreyle Arog filminde FX Set Danışmanlığı yaptım.

Neden bu kadar kısa sürdü?

Öncesınde LucasArts ile bir kont­rat imzalamıştım ve çağrıldığımda gitmem gerekiyordu. İşte bu kontrat gereği bir ay sonra FX Animation Ar­tist olarak çalışmak üzere Singapur’a geçtim. Burada 10 ay boyunca Clo­ne Wars isimli animasyon projesin­de çalıştım. Bu bir TV dizisiydi. Ancak Singapur’a adapte olamayınca çeşitli sağlık sorunlarım baş gösterdi, daha fazla devam edemeyince Türkiye’ye zorunlu dönüş yaptım.

En son dönüşünüz bu herhalde. Şu anda ne yapıyorsunuz, bir pro­je var mı dahil olduğunuz?

Şu an bir Türk filminin CG Süper­vizörlüğünü yapıyorum. Henüz daha başlangıç safhasında olduğundan bil­gi vermem doğru olmaz diye düşünü­yorum

Yaptığınız işi tam olarak nasıl ta­nımlayabilirsiniz? Türkiye’de böyle bir sektör var mı?

Yaptığımız iş sinema sanatı, güzel sanatlar, daha farklı bir ifadeyle abartı sanatı. Bu sektörü görsel kalitesi yük­sek ve eğlenceli hale getirmeye çalı­şıyoruz. İşimizin en önemli kısmı, ya­pılması imkansız olan bir şeyi veya ya­pılması çok pahalı olan bir anı biligsa­yar ortamında oluşturmak. Türkiye’de böyle bir sektör var, ancak yurtdışı ile kıyaslamamız mümkün değil elbette.

Amerika’da bu sektöre dahil ol­mak için ne yapmak gerekiyor? “Ben işi biliyorum” diye sizin yaptı­ğınız şekilde direkt gidilse olur mu şimdi?

Amerika’da bu sektöre girmek ger­çekten çok zor. Şu zaman ve şartla­rı göz önünde bulundurursak, benim yaptığım deliliği yaparak gidip çalış­mak neredeyse imkansız artık. Ancak ciddi bir gayret gerekiyor. Böyle bir işe teşebbüs ediyorsanız, bu işi nerede öğrendiğinize dair verilebilecek cid­di bir de yanıtınız olmalı. Kendi kendi­me öğrendim, bir ustanın yanında öğ­rendim, özel ders aldım cevapları ka­bul edilemez cevaplar sınıfına giriyor. Önceden VHS kasetlerle çalışmalarını­zı göndermelisiniz ki, adamlar incele­meli, bakmalı, eğer beğenilirse zaten sizi çağırıyorlar.  Örneğin, Amerika’ya ilk gittiğim sı­rada kendime o kadar güveniyordum ki, Digital Domain firmasının kapısına elimi kolumu sallaya sallaya vardım. Bilenler bilir, film efektleri, karakterler, film materyalleri hazırlayan, neredey­se bütün büyük filmlerde yer almış ciddi bir firmadır Digital Domain. Ör­neğin Brad Pitt’li “Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi” filminin görsel efekt­lerini yaptı. (Digitaldomain.com) Ka­pıdaki görevliye yarım yamalak İn­gilizcemle burada çalışmak için baş­vuru yapmak istediğimi ve yetkili bi­riyle görüşmek istediğimi söyledim. Görevli gayet nazik bir ifadeyle bu­nun mümkün olmadığını belirtti. Fa­kat Türkiye’den bunun için özel olarak binlerce kilometre mesafe kat ederek geldiğimi vurgulayarak o kadar ısrar ettim ki, görevli beni bir yetkiliye gö­rüştürmeye karar verdi. Görüştüğüm yetkili, burada işlerin bu şekilde yü­rümediğini, bu stüdyoda çalışmak is­teyenlerin çalışmalarını bir VHS kaset şeklinde ellerine ulaştırmaları gerekti­ğini, eğer izleyip etkileyici bulurlarsa o kişilerle ancak o şekilde temasa geç­tiklerini belirtti.

Hangi projelerde yer aldınız ve ne tür görevler üstlendiniz?

Masters of Horror (Korkunun Usta­ları) serisinden, Pelts, The Fair Haired Child (Sarışın Çocuk), Dance of The Dead (Ölüm Dansı) isimli TV filmlerin­de çalıştım. Ayrıca Merlin’s Apprentice (Merlin’in Çırağı), Son of The Dragon (Ejder’in Oğlu), Final Days of Planet Earth (Dünya Gezegeninin Son Gün­leri), Butterfly Effects 2 (Kelebek Etki­si 2), Clone Wars (Klon Savaşları – Ani­masyon), Journey to the Center of The Earth 3D (Dünyanın Merkezine Yolcu­luk 3D) gibi filmlerde de çalıştım. Bu filmlerde, Generalist, Match Moving (Camera Tracking, Object Tracking La­yout), FX Artist gibi görevler yaptım.

Güzel sanatlar okumak şart mı bu tür konularda başarılı olmak için? Çoğu gencimiz güzel sanatla­rı kazanamıyor ama kabiliyeti var. Vaz mı geçmeliler, ya da nasıl de­vam etmeliler?

Aslında azimli olmak şart. Güzel sanatlarda okuma şansı bulabilen­ler, mevcut yeteneklerini çok daha fazla ileriye taşıyabileceklerdir. Oku­mak çok fark ediyor. Mesela ben Kanada’daki film okulunu bitirdikten sonra profesyonelleşmeye başladım. Kazanamayanlar tekrar denemeliler. Ayrıca kendilerinde ciddi bir potansi­yel görenlerin her yolu denemelerini öneriyorum. Ama illa ki Türkiye’de kal­maları da gerekmiyor.

Siz de güzel sanatlar okumadınız, ancak yurtdışında bu konuda ciddi bir eğitim almışsınız. Hayat sizi yurtdışına sürüklemese idi, yine bu seviyede olabilmeniz mümkün müydü?

Zannetmiyorum, hem bu seviye­de olmazdım, hem de bu işi yapıyor olmazdım. Sonuçta eğitim almak işin en önemli aşaması.

3 boyutlu çalışmalar yapıyorsu­nuz. Türkiye’de bu konuya duyulan ilgi de gün geçtikçe artıyor. Merak­lılarına hangi programları öğren­melilerini önerirsiniz?

Autodesk firmasının neredeyse bü­tün 3D programları kendi bünyesine katmasıyla bu alanda bir anlamda te­kelleşme oluşmuş gibi duruyor.  İsim vermek gerekirse, Maya, Hou­dini, Soft Image, 3D Studio Max, Ligh­twave programlarından en az birini öğrenmeleri lazım.

Ayrıca FX artist olmak isteyenle­rin mutlaka bir compositing prog­ramı kullanması şart. Dünyada ve Türkiye’de 3D program bilenlerden zi­yade, compositing programları bilen­ler daha çok aranıyor, hatta daha çok kazanıyor.  En önemli compositing program­larını belirtmek gerekirse Nuke, Sha­ke, Fusion, After Effects, Combustion programlarından birini öğrenmeleri iyi olur. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de en çok After Effects ve Fusion kullanı­lıyor.

Kişisel olarak iyi bir animasyon yapabilmek için ne tür bir alt yapı gerekir? Sadece program bilmenin bu işe etkisi nedir?

Klasik animasyon tekniklerini bil­mesi gerekiyor. Bu işin okuluna git­mek gerekir. İyi bir eğitim almayan bi­rinin iyi bir animasyon yapması çok zor, ama imkansız diyemeyiz. Kısaca­sı program bir araç. Basit bir çuval ani­masyonu ya da top animasyonu için bile animasyon tekniklerini iyi bilmek lazım.

Bu meslekte başarılı olmak için çizim yapabilme kabiliyeti şart mı?

İyi bir ses yorumcusunun kalkıp bu işi yapması düşünülemez. Dolayı­sıyla çizim kabiliyeti olması büyük bir avantajdır, ancak çizim kabiliyeti şart diyemem. Bununla birlikte, kesinlikle sanatsal gözü ve sağlam bir bakış açı­sı olmalı. Hem sanatsal kabiliyeti ve hem de teknik yeteneği olanların önü daha açık, onu belirtmekte fayda var.

Sinemalarda izlediğimiz bir film ya da bir animasyon kaç farklı aşa­madan oluşuyor? Yani, bir filmin oluşması için kaç sayıda uzmanlık alanı vardır?

Bir film, PreProduction, Production ve Post Production olarak 3 evreden oluşur. PreProduction, filmden önceki ön çalışmadır. Storyboard, skeçler, çi­zimler, previz gibi artwork’lar burada yer alır. Production kısmı üretimle ilgi­lidir. Filmde bilgisayar kullanılacaksa, setin efektler için ayarlanması gerekir. Digital karakterlerle setler içi model­lemeler başlar. Setten gelen görüntü­lerin modeling, match moving, layo­ut, animation texturing, FX animati­on, compositing gibi aşamaları bura­da gerçekleşir. Post Production, mon­taj ile ses efeklerinin oluşturulduğu aşamadır. Aşamaları ele aldığımızda çok sayıda uzmanlık alanı gerektirdi­ği de görülüyor zaten.

Kişisel olarak iyi bir animasyon yapabilmek için ne tür bir alt yapı gerekir? Sadece program bilmenin bu işe etkisi nedir?

Klasik animasyon tekniklerini bil­mesi gerekiyor. Bu işin okuluna gitmek gerekir. İyi bir eğitim almayan bi­rinin iyi bir animasyon yapması çok zor, ama imkansız diyemeyiz. Kısaca­sı program bir araç. Basit bir çuval ani­masyonu ya da top animasyonu için bile animasyon tekniklerini iyi bilmek lazım.

Ciddi bir animasyon filmi için ne kadar süre, kaç kişilik bir ekip ve ne çapta bir stüdyo gerekir?

Bir yıldan daha fazla ön araştırma ve ön hazırlık sürer. Film yapım süre­si de ulaşmayı düşündüğünüz kalite­ye göre değişir. Aslında göreceli bir süre. Ancak ortalama 2 – 2,5 yıl der­sek herhalde yanılmış olmayız. Fakat, Türkiye’de bu sürenin çok daha uzun olması kaçınılmaz. Ekip anlamında da sadece artist / sanatçı olarak mini­mum 40 kişi gerekir diye düşünüyo­rum. Hacimsel anlamda bu insanları bir arada tutabilecek çapta düzenlen­miş bir mekân yeterli olabilir.

Şu anda diyelim ki, ilgili prog­ramlara vakıf arkadaşlarımız var. Bunlar kendilerini nasıl ciddi bir se­viyeye taşıyabilirler, neler yapabi­lirler?

Hevesli olmaları, çok iyi para kaza­nabileceklerini ummadan kendilerini geliştirebilecekleri işler yapmaları ve bu gelişim döneminde para kısmını göz ardı etmeleri gerekiyor. İşin esası merak etmek, hevesli olmak ve azmi elden bırakmamak.

Lucas Stüdyolarında Yıldız Savaşları’nın yaratıcısı George Lu­cas ile bir dönem çalışma şan­sınız oldu. Nasıl bir ortamda ve mekânda çalışıyor insanlar?

Çoklu bir kültür var öncelikle. Dün­yanın her yerinden insanlar çalışıyor. Başarısını kanıtlamış ve yetenekli in­sanlar. Hepsi sanatçı. Sabah 9.00, ak­şam 6.00 anlayışından ziyade görev amaçlı çalışılıyor. Birimler var, herkes ilgili olduğu birimde görevini yürütü­yor. Bu tür stüdyoların en önemli özel­liği devlet tarafından desteklenme­si. Lucas’ın benim gördüğüm bir di­ğer özelliği de, dünyanın neresinden olursa olsun, getirdiği sanatçılarla ça­lışması için kendi vatandaşı genç ye­tenekler tayin ediyor ve kendi ülke­sinden bu gençlerin de yetişmesini sağlıyor.

Son günlerde, gerek Shrek olsun, gerek Buz Devri gibi önde gelen animasyonlarda facial animation, yani yüz mimikleri noktasında ku­sursuz denebilecek sonuçlara ula­şıldığını görüyoruz. Bu nasıl müm­kün oluyor?

Programların yetenekleri artıyor. Motion Capture sistemleri sürekli ge­liştiriliyor. Bu sistemler yüzdeki mi­mikleri yakalayan teknik ve yöntemle­ri içeriyor.

İlk sohbetimizde Loop Develo­per diye bir oluşumdan bahsetmiş­tiniz. Amerika’da animasyon stüd­yolarının bu insanlara ciddi yatı­rımlar yaptığını ve çok ciddi şekilde önemsendiğini belirttiniz.

Bir projeye başlamadan önce ya da devam ederken filmin genel görünü­şünü ve efektlerini tasarlayan insanlar bunlar. Sırf bu bölüme yatırım yapan stüdyolar var. Alt yapıyı geliştiren ve hazırlayan kişiler. Haliyle de film için önemli bir iş yapıyorlar.

Animasyonlar konusunda merak edilen bir konu da, bu kadar gerçekçi yapılan karakterler için gerçek hayattan modeller kullanılıp kullanılmadığı. Var mı böyle bir durum?

Evet, öncesinde çeşitli modelleme­ler yapılıyor, Ama genel olarak bilgisa­yar ortamında oluşuyor.

Animasyonlarda şu an en çok dikkat edilen konu seslen­dirmelerin ünlü sa­natçılara yaptırılma­sı. Bu seslendirmeler nasıl gerçekleşiyor? Sonuçta bir animas­yondan bahsediyo­ruz; seslendirmelere göre mi animasyon yapılıyor, yoksa ani­masyon önce yapılıp sonra mı seslendirme yapılıyor?

Önce karakter ta­sarımı yapılıyor, sonra ona bir kişilik giydirili­yor. Bu karakter, me­sela deniliyor ki, Ed­die Murphy’nin bir fil­mindeki şu karaktere çok benziyor, onun fi­lan filminde canlandır­dığı kişideki afacanlık ve çok bilmişliğe sahip, o seslendirir­se de çok iyi olur. Örneğin Shrek’te eşeği Eddie Murphy seslendirmişti. Yine aynı şe­kilde, diyelim ki bir karakter oluşturul­du. Ekipten biri diyor ki, “bu bana Cem Yılmaz’ın Gora’daki Arif’in karakteris­tik özelliklerini çağrıştırdı.” Üzerinde konuşuluyor, bunu en iyi kim seslen­dirir, “olsa olsa Cem Yılmaz” deniyor mesela Sonra seslendirme üzerine Lip Syncing (Dudak Hareketleri) dikkate alınarak animasyon geliştiriliyor.

9 ay boyunca Clone Wars denilen dünyaca ünlü animasyon projesin­de yer aldınız. Bu projeden bahse­der misiniz biraz?

Bu projenin başlaması Singapur hü­kümetinin bir stratejisidir. Amerika’da biliyorsunuz görsel efekt dendi mi akla gelen belli başlı şehirler var, Avrupa’da da öyle nitekim. İşte Singa­pur Asya’da görsel efekt denildi mi ilk akla gelen şehir olmak, bu konudaki artistleri bir araya toplamak için uğraş veriyor. Hükümet bu konuda stüdyo­larla konuşarak orada yerleşmesi için ciddi destekler veriyor. Örneğin, Lu­cas Studyoları ile görüşülüyor ve ora­da bir firma kuruluyor. Ben de Lucas’la anlaşma yaptım ve orada görev aldım.

Animasyon ve görsel efekt me­raklısı ve uzmanı kişilerin bu işi en iyi yapabileceğini düşündüğü yer­ler neresidir?

Avrupa’da İngiltere / Londra başı çekiyor. Son zamanlarda gelişen Al­manya / Münih’i de dâhil edebilirim. Amerika’da Los Angeles ve New York var. İkisi başı çekiyor. Kanada’da To­ronto ve Meksika bu işin diğer mer­kezleri.

Türkiye’de animasyon dene­meleri yapıldı. Zaman zaman si­nema filmlerinin de animasyon­larla desteklendiğini görüyoruz. Türkiye’deki bu tür denemeleri na­sıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Tür­kiye bu noktada ne aşamada?

Türkiye’de bu işe profesyonel ba­kan eleman sayısı az. Sektörde profes­yonel ve iş üretme kabiliyeti olan in­san da çok yok. Bunun en büyük ne­deni sektörün pek gelişmemesi. Tek­nik bilgi ve vizyon eksikliğinin rolü bunda çok büyük. Ama iyiye gittiği­ni söyleyebiliriz. Bu iyiye giriş biraz da yatırımlara bağlı. Yatırımlar artarsa imkanlar artacak, kaliteli insanlar or­taya çıkacak, cesaretlenecekler. Peşin­den de güzel işler.

Ülkemizde görüntülü reklamlar konusunda ciddi emekler sarf edi­liyor. Gerçekle animasyonu birleş­tirme noktasında sanki reklam ça­lışmaları daha iyi bir başarı yakala­mış gibi?

Reklam filmlerinin bütçesi yüksek oluyor. Bu nedenle iyi çalışmalar ya­pılıyor. Ayrıca reklam firmaları bel­li sayıda olduğundan çalışanlarının Türkiye’deki en iyi elemanlardan oluş­tuğu bir gerçek. Bu iş bununla doğru orantılı. Sonuçta sinema filmi yapmı­yorlar.

Beğendiğiniz uygulamaları içe­ren filmlerden örnekler verebilir misiniz?

Kendi içinde stilize olarak değer­lendirirsek, Sin City çok iyi. Açıkçası görsel efektleri iyi olduğu belirtilen 300 Spartalı filmini pek beğenmiyo­rum. Benjamin Button da dijital karak­ter özellikleri ve facial placement (yüz yerleştirme) açısından çok özel yeri olan bir filmdir. Ayrıca Gladyatör filmi­ni de çok beğendiğimi eklemeliyim.

Sanalkurs dergisi okurlarına son olarak neler söylemek istersiniz?

Benim iki tarafa da şöyle bir önerim var; hem yapımcıya, hem emekçi ola­cak insanlara: Bu iş ciddi alt yapı gerektiren bir iş. Bunun gerekliliğini yapmak gere­kiyor. Bunun alt yapısı için biraz para harcamak şart, bu bir gerçek. Bu sektörde uzmanlık seviyesi­ne gelmiş yerli ve yabancı kişilerin Türkiye’ye getirilip buradaki çalışan­larla birlikte iş üretmelerini sağlamak lazım. Bilim ve sanatı üretmediğimiz için dışarıdan ithal ediyoruz. Bizim de ar­tık bir şeyler üretmemiz gerekiyor.

 

 


Yorum Yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL

Yorum yapın

ÇOK ÖNEMLİ! Yorumunuzu göndermeden önce lütfen aşağıdaki basit işlemin sonucunu kutucuğa yazınız. Otomatik ve spam mesajlar için bir önlemdir.

10 + 12 = ?
Please leave these two fields as-is: